Nano Press
Facebook Twitter Instagram Google+ YouTube RSS Feed Italiano English Türkiye
EuroLeague 26/05/2018, 13.31

EuroLeague'de Yerli Oyuncu Çekirdeği ve Başarı

EuroLeague'de güçlü yerli çekirdeği ile başarılı olan ekipleri Hürol Yöney yazdı.

EuroLeague
Modern zamanların basketbolunda artık ülke sınırları ortadan kalkmış durumda. Öyle ki bu durum sadece A takımlar düzeyinde değil, altyapılar seviyesinde de yaşanıyor. NBA zaten bütün kıtaları içine alan dev bir ağ. Avrupa'da ise İspanyollar bu alanda başı çekiyor. Güney Amerika ve Afrika kıtasında da çok geniş bir ağları var. Öyle ki Real Madrid, Doncic'i 12 yaşında Slovenya'dan çekip bünyesine katabiliyor. Baskonia ise Arjantin ve Brezilya'dan bir çok ismi 19-20 yaşında alarak kıta basketboluna hatta NBA'e kazandırdı.

Ancak işler 2000 öncesinde böyle değildi. EuroLeague seviyesi başta olmak üzere Avrupa kupalarında mücadele eden ve iddialı tüm takımların kuvvetli ve geniş bir yerli çekirdeği vardı. Tamam, bu takımlar yine çok kaliteli hatta daha sonra Avrupa Basketbolu efsanesi olacak 1-2 yabancıyı kadrolarında barındırıyordu. Öyle ki 1970'lerin efsanesi Varese forveti Bob Morse, FIBA şöhretler müzesine girdi. Ancak 1960'larda Real Madrid – CSKA Moskova savaşı varken ve buna 1970'lerde Varese eklenirken, kadrolar büyük oranda yerli ağırlıklıydı. Yani burada aslında kulüpler değil ekollerde çarpışıyordu. Bu durum 1980'lerde Yugoslavya ile devam etti. Öyle ki 1991'de KK Split forması giyen Avie Lester'e kadar Yugoslav kulüpleri bünyesine yabancı oyuncu katmaya gerek görmüyordu. 1980'lerin sonunda da Yunanistan iyi bir jenerasyon yakalaması neticesinde de 1990'larda benzer tabloyu Panathinaikos – Olympiakos gibi başı çeken kulüplerde gördük.

Bu noktada basketbolun ekonomik pastası ve yabancı kuralları NBA değimiyle “built” yani bütçeden önce vadeye yayılan takım kimyası yaratmaya daha iyi olanak tanıyordu. Eski döneme hakim basketbol severler o yılların iddialı takımlarındaki yerlileri bir çırpıda söyleyebilir. Bu yaklaşımın anti tezi “bought“, yani yüksek bütçelerle kurulan ve hemen başarıyı hedefleyen süper kadrolar artık basketbolun 1 numaralı kupasına yön veriyor. Aslında bunun ilk örnekleri 1996 Panathinaikos ve 1998 yılındaki Messina'lı Kinder Bologna oldu.

2000 sonrası ise Euroleague'de iddialı olmak istiyorsanız dinamikler artık sizi vadeye yayılan plan yapmanıza izin vermiyor. Aslında kıta basketbolunun en büyük sıkıntısı bu. NBA, piramitin en tepesinde ve Avrupa da bunun altında. Fakat Avrupa piramitin altını sağlam tutma adına gerekli adımları atacak icraatları görmezden geliyor. İşin kötüsü, piramitin altındakiler elinden gidecek olsa da bundan NBA yerine zararı kendilerinin göreceği gerçeğini de göremiyorlar. Bu yüzdendir ki 20 yıla yaklaşan dönemde yerli çekirdek üzerinden başarılı veya sona çok yaklaşmış olan sadece 3 örnek var. Bunlardan bahsedip hafızaları tazeleyelim.



2005 - 2010 KK PARTIZAN

Yeni milenyumun ilk 10 yıllık dönemi Partizan koçu Vujosevic'in 1991 sonrası kulüpte geçirdiği en üretken zaman dilimiydi. 2005'den itibaren yerine oturan taşlar neticesinde düzenli olarak Top 16 ve çeyrek final yaptılar. Öyle ki her sezon önemli en az 1 yerli ismi kaybetmelerine karşın sahada zihinsel olarak bundan etkilenmeyen beşler vardı. Tripkovic, Velickovic, Nikola Pekovic, Milenko Tepic her yıl bu yapıdan ayrılan üstelik farklı pozisyonlarda oynayan oyunculardı. 2009 yazı geldiğinde doğal olarak bu oyuncu sirkulasyonunda daha fazla aynı noktada kalamayacakları düşünülüyor ve onlardan bir miktar nadasa yatması bekleniyordu. O yıl yerli çekirdeği biraz daha tecrübeli tutmak zorunda kaldılar. Rasic ve Kecman arka alanı kontrol ederken, joker olarak Bo McCalebb vardı. Pota altında ise kimsenin 25 yaşından sonra bir şey beklemediği Aleks Maric ve 19 yaşındaki Jan Vesely ile sezona başlayan takım, geçmiş yıllardaki istikrarını sürdürüp Top 16’daki ölüm grubunda Barcelona ve Panathinaikos'un birini ( üstelik son şampiyonu ) saf dışı etti. Play-off'larda Maccabi Tel Aviv, ellerini ovuşturup çantada keklik olarak onları beklese de, evlerindeki ilk maçta Partizan'dan yedikleri sağlam tokat sonrası kendilerine gelemediler. Dörtlü Final’de ise anti-tez ile kurulmuş ultra yüksek kontratlı Josh Childress'a sahip Olympiakos'a karşı neredeyse başarıyorlardı. Bir hücum ribaundu yine Final Four'un kaderini değiştirdi. Olympiakos, ancak bu ribauntla maçı uzatmaya götürüp kazanırken, yüksek kontratlı yıldız isimlerine rağmen bozuk takım kimyasının neden olduğu faciayı sadece 2 gün geciktirebiliyordu. KK Partizan, bu kadrodan Aleks Maric'i yüklü bir bonservis ile Panathinaikos'a sattı. Daha sonra ise yine vizyona isimler çıkardılar ( Bogdan Bogdanovic gibi ) ancak asla bu dönemdeki gibi ileri gidemediler.



2012 OLYMPIAKOS

Pire ekibi Olympiakos adına bu tabii zorunluluktan da kaynaklanan bir yol seçimi. 2011 yılında kesenin ağzını iyice açan yönetim, ezeli rakibinin kalbinden Vassilis Spanoulis'i söküp almış, diğer bütün pozisyonlarda da kağıt üstünde bol alternatifli kadroyu Dusan Ivkovic gibi efsane bir isme teslim etmişti. Fakat hesaplar tamamen şaştı. Euroleague'deki Siena faciası ve ligde saha avantajına rağmen kaybedilen final. Üstüne bir de ülkedeki ekonomik kriz eklenince armatör kardeşler para musluğunu kıstı. Plan basitti. Spanoulis'in kontratı korunacak ve etrafında Sloukas, Mantzaris, Printezis ve Papanikolau'dan oluşan genç bir yerli çekirdek olacaktı. Yabancılar da ise seçimlerde fiyat performans oranı birinci koşuldu. Sezon onlar için sancılı da başladı ilk turun son maçına kadar Top 16'ya çıkmaları tehlikedeydi. Nancy deplasmanında son çeyrekte döndürülen maç, Top 16'da son bölüme kadar kazananın belli olmadığı Galatasaray maçıyla birlikte kendilerini play-off'a attılar. Kritik tamam – devam maçları oynadıkça takımın direnci ve soğukkanlılığı da arttı. Beklentilerin düşük olduğu bir sezonda daha da rahat oynamaya başladılar. Öyle ki, Barcelona maçında salon içinde rakipten daha sakin ve paniksiz oldukları rahatlıkla gözleniyordu. Bu onların Finalde CSKA'ya karşı efsane bir geri dönüşünün temellerini dolduran olaylardı. 1999'da Zalgiris'in kazandığı şampiyonluktan sonra ilk defa bir “Cinderella” hikayesi vardı. 2013'te de mutlu sona ulaşan ve bugüne kadar gelen Olympiakos'un temelinde halen 2011'de alınan kararların ardından gelen süreç vardır.



2018 ZALGIRIS KAUNAS

Zalgiris Kaunas, son dönemin en etkileyici işlerinden birine imza atarak EuroLeague’de sezonu üçüncü tamamladı. Ama onlar da önce yollarını kaybedip sonra buldular. Lietuvos Rytas ile beraber ülkenin en popüler takımı Zalgiris ve zaten Litvanyalı bir oyuncunun aklındaki iki kulüpten biriler. Lakin onlar da saçma sapan kararlar alan bir Başkan ile hem yıllar kaybettiler hem de finansal açıdan dibi gördüler. Onları kurtaran en büyük etmenlerden biri ise sadık taraftarla dolu bir salonun verdiği hasılat gelirleriydi. Sarunas Jasikevicius'u önce oyuncu olarak bünyelerine katıp 1 yıl oynattıktan sonra kademe kademe onu takımın başına geçirdiler. Efsane oyun kurucu, tıpkı Obradovic gibi, oyunculuğu döneminden beri çalıştığı koçlardan bir şeyleri alıp onu kafasındaki not defterine, kitap yazacak şekilde düzenli işlemiş. Bir bakıma karşımızda kendi ekolünü ABD (NCAA çıkışlı bir oyuncudur), Sırp ve İspanyol yaklaşımıyla yoğurma uğraşısında.

2018 yılındaki Zalgiris'e baktığımızda pasa ve paylaşıma dayalı Litvanya ekolünün; Sırp disiplini ve İspanyol tutkusu ile donatıldığını göreceksiniz. Milaknis, Ulanovas, Kavaliauskas ve Jankunas'lı sıkı bir yerli çekirdek ve ikinci yılında koçu çok daha iyi tanıyan bir Pangos. Geçmiş yıllarda daha “Yerli” Zalgiris kadroları gördük ama bu takım Saras'dan dolayı tamamen kafaca “Made in Lithuania” etiketini taşıyor. Çok uzun EuroLeague normal sezonu boyunca onlar için “ bir noktada geri düşecekler” beklentisi olsa da, maçlar geçtikçe tıpkı yukarıdaki örneklerde olduğu gibi güçlenip daha da kemikli bir yapıya geldiler. Karşılarında ise kendi yollarının bir önceki bayrak takımı olan Olympiakos'u eleyince, herkes Final Four'a farklı bir takım gelmesinin memnuniyetini yaşıyordu.



MELEZ KADROLAR

Elbette bu üç takımın dışında kalan yıllarda yerlilerin önemli pay sahibi olduğu şampiyonlar var. Obradovic'in sahip olduğu 2007-2009 ve 2011'deki Panathinaikos kadrolarında Diamantidis – Spanoulis – Calathes – Fotsis gibi çok önemli yerliler vardı. Yine 2011 sonrası Laso dönemi Real Madrid'inin de çok kuvvetli yerli çekirdeği vardı. Rudy Fernandez – Rodriguez – Reyes ve Llull ile 2015'i domine ettiler. Ancak bu takımların bütçeleri öylesine yüksek ki, yerli oyuncunun yeterli olmadığı bir pozisyonda rahatlıkla iyi bir yabancıya hatta çok iyi bir isme yüklü bir kontrat verecek rahatlığa sahipler. O yüzden bu iki örnek “built” mantığını tam olarak karşılamıyor.

Peki gelecek bize bu konuda ne getiriyor? İyimser olmak istesek de mevcut finansal yapıda vadeye yayılmış ve sonunda sportif başarıyı hedefleyen planlar bir noktada bütçe gücüne yenik düşüyor.


Hürol YÖNEY
F. Yesiltas

F. Yesiltas

Read also
02/10/2018, 20:58

Analiz: Fenerbahçe

Fenerbahçe, yeni sezona yine tüm kulvarlarda şampiyonluk parolasıyla başlıyor.

Comments You must be registered to post a comment 0 Comments